24 Ocak 2010 Pazar

Altın


Altın, kimyada Au sembolü ile gösterilen yumuşak, parlak sarı renkte metalik bir element. Altının parlak sarı rengi, asitlere karşı dayanıklılığı, doğada serbest halde bulunabilmesi ve kolay işlenebilmesi gibi özellikleri, insanların ilkçağlardan beri ilgisini çekmiştir. Altın, parlak sarı rengi ve ışıltısıyla göz alan çok ağır bir metaldir. Üstelik kolay kolay tepkimeye girmeyen çok kararlı bir element olduğu için havadan ve sudan etkilenmez. Bu yüzden hiçbir zaman paslanmaz, kararmaz ve donuklaşmaz. Bir başka özelliği de saf haldeyken çok yumuşak olmasıdır; bu nedenle kolayca dövülerek biçimlendirilebilir. Altın bütün bu özellikleriyle tarih boyunca en kıymetli metallerden sayılmıştır.
Kullanılışı :
Bugüne kadar yeryüzünden çıkarılan bütün altının yarıdan fazlası hükümetlerin ve merkez bankalarının elindedir. Gerek her ülkede kâğıt para emisyonunun güvencesi olarak, gerek milletlerarası bir ödeme aracı olarak eskiden beri büyük önem taşıyan altın, metalle çalışan zanaatçıların gözünde de değerini korumaktadır. Kuyumculukta altının genellikle gümüşlü, palladyumlu, bakırlı veya platinli alaşımları çok kullanılır.
Elektrik iletkenliği yüksek (bakırdan daha çok gümüşten biraz az) olan ve kolayca kimyasal tepkimelere girmeyen altın en çok elektrik ve elektronik sanayilerde bağlantıların, terminallerin, baskı devrelerinin, transistörlerin ve yarı iletken sistemlerin kaplanmasında kullanılır. Üstüne düşen kızılötesi ışınların yaklaşık yüzde 98’ini yansıtarak geri çevirebilen ince altın levhalar, uzay elbiselerinin başlığındaki göz deliklerinde zararlı ışınlardan korunmayı ve sun’i uyduların yüzeylerinde sıcaklığın denetlenebilmesini sağlar. Büyük büro binalarının pencerelerinde de gene ince levhalar halinde altın kullanılması, yalnız estetik açısından değil, bu yansıtıcı yüzeyin çevreyle ısı alış-verişini büyük ölçüde azaltmasından kaynaklanır. Lal camlara parlak kırmızı rengini veren, camsı kütlenin içinde kolloidal halinde dağılmış olan çok az miktardaki altındır.Ancak insanlar çoğunlukla takı ve süs eşyası içinde kullanır.....

KAYNAK : http://tr.wikipedia.org/wiki/Alt%C4%B1n

22 Ocak 2010 Cuma

Krom


Krom, metalik bir element olup, atom numarası 24, atom ağırlığı 51.996'dır.
Krom çok sert oluşu, erime noktasının 1857 °C oluşu nedeniyle, metallere sertlik sağlamakta ve zırhlı araç yapımında kullanılır. İzmir, Elazığ, Muğla, Bursa ve Eskişehir, Erzurum, Erzincan, Antakya, Islahiye`de çıkarılır. Krom doğada +3 değerlikli bulunur,indirgenme reaksiyonuyla +6 değerlik alır. Toz formdaki krom deri tabaklamada uzun yıllardır kullanılmaktadır. Deriye uzun süre dayanabilme kullanılabilirlik özelliği kazandırır.Ayrıca 100 elementten 26. dır.
Krom kandaki şekeri alıp hücrelere transfer eder. Kromun bulunduğu maddeler (kaynakları): yer fıstığı, yumurta sarısı, peynir, üzüm suyu, maya, istiridye'de bulunur. Kemiklere faydasıda vardır. Oda koşullarında (25 °C 298 K): Gümüşümsü metalik katı
Metal
d-blok elementidir.
Kadmiyum 1761 yılında Johann Gottlob Lehmann’ın Ural dağlarında rastladığı portakal-kırmızı renkli mineral ile oldu. Bu bileşik krokoid olarak bilinen kurşun kromattır.(PbCrO4)
1770 yılında Peter Simon Pallas bu bileşiğin boyacılıkta pigment(renk veren madde) olarak kullanılabileceğini keşfetti.
1797 yılında Nicolas-Louis Vauquelin kurşunlu kromat cevherinin HCl ile reaksiyonu sonucunda krom oksit (CrO3) elde etti . 1778 yılında ise kömür fırınında krom oksidin ısıtılması ile saf krom metalini izole etti.
FeCr2O4 cevherinin eritilmiş alkali ile oksidasyonu sonucunda sodyum kromat Na2CrO4 elde edilir. Bu bileşikteki krom +6 yükseltgenme basamağına sahiptir. Cr+6 çöktürülür ve daha sonra karbon ile Cr(III) oksit (Cr2O3) e indirgenir. Krom(III) oksidin alüminyum veya silikon ile reaksiyonu sonucunda krom metali elde edilir



15 Ocak 2010 Cuma

BOR MİNERALLERİ


Bor bitki gelişmesi için gerekli bir madde iken, yüksek konsantrasyonda bor içeren toprak bitkiler için toksik olabilir. Canlı vücudunda çok az bulunan borun, farelerin ve diğer memelilerin sağlıklı yaşamasında rolü olduğu sanılmaktadır.

Kahverengi amorf bor belli reaksiyonlar sonucu üretilirken, birbirleriyle gelişi güzel düzensiz bağlanan bor atomlarından oluşur. Kristalin bor ise, çok sağlam, yüksek ergime noktasına sahip siyah bir materyaldir. Bor kristallerinin optik karakateristik özelliklerinden biri kızılötesi ışık yaymalarıdır. Borun oda sıcaklığında elektirik iletkenliği çok az olduğu halde, yüksek sıcaklıklarda iyi bir iletken olarak davranır.

Bor elementi boş bir p orbitaline sahip olduğu için elektronca fakirdir. Bu nedenle genelde lewis asidi olarak davranır, başka bir deyişle elektron zengini bileşiklerle kolayca bağlanarak elektron ihtiyacını giderir. Ayrıca bor, metal olmayan elementler arasında en düşük elektronegativiteye sahip olduğundan reaksiyonlarda genelde elektronlarını kaybeder, başka bir deyişle yükseltgenir.

KAYNAK : http://tr.wikipedia.org/wiki/Bor_(element)

TORYUM


Toryum. Atom numarası 90, atom ağırlığı yaklaşık 232 g/mol olan, 11,7 g/mL yoğunluğunda, 1700 °C de eriyen, kurşun renginde, havada bozulmaz, atom enerjisi kaynağı olarak kullanılan radyoaktif bir element. Kısaltması Th. Türkiye'de Manisa-Gördes'te çıkarılır.

Toryum kendiliğinden bölünebilme yeteneğine sahip değildir. Bu yüzden doğrudan nükleer yakıt olarak kullanılamaz. 232Th (toryum-232) izotopunun, bir nötron yutarak, fisyon yapabilen (fisil) bir izotop olan 233U'e dönüştürülmesi gerekir. 232Th'nin düşük enerjili nötronlarla reaksiyonu (nötron yutumu) sonucunda, önce kararlılığı daha az olan 233Th oluşur. Yarılanma süresi 23 dakika olan 233Th ise, bir beta parçacığı (b) yayarak, yarılanma süresi 27 gün olan, 233Pa (protaktinyum–233)'e dönüşür. 233Pa, bir beta ve gama parçacığı (g) yayarak bölünebilen 233U ‘e (yarılanma süresi 163 000 yıl) dönüşmektedir. Böylece 232Th, 235U veya 239Pu (plütonyum-239) gibi bir fisil maddeyle birlikte kullanılarak,

Toryum yakıt döngüsünde uranyumdan daha az plütonyum ve diğer trans-uranyum elementleri üretildiğinden, toryum, nükleer santrallerin en temiz yakıtı olarak kabul edilir. Çevreye daha az zarar vermesi açısından da ileride nükleer reaktörlerde uranyum yerine kullanılması düşünülmektedir.

Toryumun nükleer yakıt olarak kullanılması ile ilgili çalışmalar halen devam etmektedir. Ancak günümüzde toryumla çalışan ticari ölçekli bir nükleer reaktör bulunmamaktadır. Toryumlu yakıt denemeleri 1960 yıllarının ortalarında başlamış olmasına rağmen güç reaktörlerinde kullanılmasına 1976 yılında başlanmıştır. Almanya, Hindistan, Japonya, Rusya, İngiltere ve ABD’de araştırma/geliştirme çalışmaları sürdürülmektedir. Almanya’da geliştirilen 300 MWe gücündeki toryum yüksek sıcaklık reaktörü, yarısından fazlası Th/U olan yakıtla 1983 – 1989 yılları arasında başarıyla işletilmiştir. 60 MWe Lingen kaynar sulu reaktöründe ise Th/Pu tabanlı yakıt test elemanı kullanılmıştır.

ABD'de Shippingport reaktöründe, toryum tabanlı yakıtların basınçlı su reaktörlerindeki kullanımı incelenmiş ve toryum kullanımının işletme stratejisi veya reaktör kalbi güvenlik sınırlarını etkilemediği sonucuna varılmıştır. 1977 – 1982 yılları arasında hafif sulu üretken reaktör anlayışı da bu reaktörde başarıyla denenmiştir.

Zengin toryum kaynaklarına sahip olan Hindistan, toryuma dayalı olarak geliştirdiği nükleer programını uygulama safhasında bulunmaktadır.

Günümüzde geliştirilmekte olan yenilikçi nükleer fisyon teknolojilerinde de toryum önemli bir yere sahiptir. Kanada tarafından geliştirilen Yeni Nesil CANDU Reaktörü (CANDU-X), Rusya tarafından geliştirilen Gaz Türbinli Modüler Helyum Reaktörü (Gas Turbine Modular Helium Reactor, GT-MHR), Japonya-Rusya ve ABD tarafından geliştirilen FUJI Tuz Erimli Reaktör (FUJI Molten Salt Reactor), Güney Afrika tarafından geliştirilen Çakıl Yataklı Modüler Reaktör (Pebble Bed Modular Reactor, PBMR), Rusya, İsrail ve ABD tarafından geliştirilen Radkowsky Toryum Yakıtlı Reaktör (Radkowsky Thorium Fuel Reactor, RTFR) ve Avrupa ülkeleri tarafından geliştirilen Enerji Yükseltici (Energy Amplifier) teknolojileri, yakıt çevrimlerinde toryuma yer veren teknolojiler olarak göze çarpmaktadır.

Dünya toryum kaynakları

Toryum tabiatta uranyumdan yaklaşık üç kat daha fazla bulunur. 2006 verilerine göre Dünyada bilinen toplam toryum rezervinin 2,5 milyon ton olduğu ve ortalama % 6–7 civarında toryum oksit içerdiği söylenebilir.
Dünya toryum kaynakları

ÜLKE REZERV (ton ThO2) %
ABD =452 000 %18
Avustralya =400 000 %16
Türkiye =380 000 %15
Hindistan =319 000 %13
Venezuelya =300 000 %12
Brezilya =221 000 %9
Norveç =132 000 %5
Mısır =100 000 %4
Rusya =75 000 %3
Diğer Ülkeler =149 000 %5
TOPLAM =2 528 %0.
Türkiye'nin toryum rezervi ve yapılan çalışmalar

1959 yılı sonlarına doğru MTA tarafından yapılan araştırmalar sonucunda, Eskişehir’e bağlı Sivrihisar ilçesinin kuzey batısında, Kızılcaören, Karkın ve Okçu Köyleri arasında yer alan 15 km2‘lik bir sahada, toryumun yanı sıra nadir toprak elementleri, barit ve fluorit de içeren karmaşık yapılı yataklara rastlanmıştır. 1977 yılında MTA tarafından hazırlanan rapora göre bölgedeki cevherin ortalama tenörü % 0,21 ThO2 olup, toplam rezerv yaklaşık 380 000 ton ThO2 civarındadır. Toryum, monazit ve torobastnazit minerallerinin kafes yapısında yer almaktadır. Toryum tenörü, seçme numunelerde % 3′e kadar çıksa da yatağın ortalaması % 0,2′dir. Toryum ihtiva eden Sivrihisar cevher yatağındaki, Yaylabaşı ve Kocayayla bölgelerinde yeterli sayıda sondaj yapılamadığından bu bölgelere ait kesin rezerv tespiti mevcut değildir. Bu bölgelerle birlikte, Malatya-Hekimhan-Kuluncak, Kayseri-Felâhiye ile Sivas ve Diyarbakır il sınırları içinde rastlanan toryum yataklarında gerekli çalışmaların yapılması sonucunda, ülkemiz toryum rezervinin artacağı tahmin edilmektedir. Bulunan ve araştırılmakta olan toryum yatakları ile, Türkiye’nin, dünyanın en büyük toryum rezervine sahip ülkelerden biri konumunda olduğu söylenebilir. Anadolu’da, toryumun çıktığı yerde ot bitmediği, söylenir. Teknolojik sorunların çözülebilmesi şartıyla, Türkiye, nükleer enerji hammaddesi olan toryum açısından önemli bir potansiyele sahiptir ve zenginlik sınıflandırmasında toryum madenimiz çok zengin maden sınıfında bulunmaktadır. Dünya maden potansiyeli içerisinde ülkemizin payına bakıldığında ise, toryum (basnazit) madeninde önemli miktarda rezerve sahip olduğumuz görülmekte ve rekabet gücümüzün yüksek olduğu anlaşılmaktadır. Ancak ortalama tenörün düşüklüğü (% 0,2) ve rezervin yapısının karmaşık olması, toryumun tek başına ekonomik olarak çıkarılabilirliğini güçleştirmektedir.

Eskişehir Sivrihisar yöresi cevherinde bulunan mineraller ile nadir toprak elementleri ve toryumun ayrılma/saflaştırma teknolojisinin geliştirilmesi konusundaki çalışmalar 2003 yılından beri TAEK, MTA ve ETİ-Holding tarafından ortaklaşa yürütülmektedir. Bu çalışmalar sonucunda elde edilmesi planlanan toryum oksidin ayrılma/saflaştırma teknolojisinin geliştirilmesi ile enerji sektöründe kullanılabilirliği araştırmaları, TAEK’de “Nükleer Yakıt Teknolojisi Geliştirilmesi” projesi kapsamında yürütülmektedir. Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğü’ne ait bu maden sahasında, 9. Kalkınma Planı döneminde (2007 – 2013), gerekli yatırımlar yapılarak üretime geçilebileceği ümit edilmektedir.

Aralık-2007′de yapılan çalışmalar hakkında bilgi veren Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler, ‘Bakanlık olarak toryumun nükleer enerji üretiminde kullanılması konusunda 90′lı yıllardan beri önemli çalışmalar yaptıklarını, toryumu nadir toprak elementlerinden ayrıştırmayı başardıklarını’ açıklamıştır.

Nükleer yakıt olarak kullanılan uranyumla ilgili yakıt teknolojisi pek çok ülkede mevcuttur. Üretilen yakıt uranyum fiyatları ise düşük oranlarda (Ekim-2005’de 81,25 $ / kgU) seyretmektedir. Dünyadaki uranyum stoklarının ve rezervin fazlalığı nedeniyle görünür gelecekte yakıt maliyetinde fazla bir değişim beklenmemektedir. Ayrıca nükleer enerjide yakıt maliyetinin toplam üretim maliyeti içindeki yeri de oldukça azdır (yaklaşık % 10–12). Bu arada, nükleer santrallerin bir özelliği de taze yakıtın kolayca depolanabilmesidir. Böylelikle uzun süre yakıt üreticilerine bağlı kalmadan enerji üretimi mümkün olmaktadır. Bu gerçekler ışığında, dünyada uranyuma olan talebin devam edeceğinin kaçınılmaz olduğu söylenebilir. Ülkemizde şimdilik bulunduğu tespit edilen toplam 9 129 ton U3O8’e denk uranyum rezervlerinden elde edilecek uranyumun, günümüz şartlarında yakıt olarak kullanılması, dünya piyasalarıyla karşılaştırıldığında, ekonomik gözükmemektedir.

Uranyumun yanı sıra ülkemizde şimdilik bulunduğu belirlenen toplam 380 000 ton ThO2 ’e eşdeğer toryum rezervinin ise ortalama tenörü (yaklaşık % 0,2) oldukça düşüktür. Unutulmaması gereken bir diğer husus da toryumun tek başına fisil madde, yani nükleer yakıt, olmamasıdır Günümüzde dünyada toryum tabanlı yakıt çevrimi ticari olarak kullanılmamaktadır. Bu nedenle ülkemizde bulunan toryum kaynağının ekonomikliğinin değerlendirilmesi kolay değildir. Ekonomikliği bugün için sorgulansa bile, uranyum ve toryum yerli kaynaklarımızın varlığı, gelecekte nükleer enerji kullanımında ülkemiz için bir güvence oluşturmaktadır.
SONUÇ

a. Günümüzde dünyada ekonomik olarak kullanılan yakıt teknolojileri dikkate alındığında, Ülkemizin şu anda nükleer enerji hammaddeleri açısından zengin olduğunu söyleyebilmek zordur.

b. Uranyum yakıt maliyetinin düşük olması, yakın gelecekte nükleer enerji üretimi için uranyum kullanımını en akılcı yol olarak göstermektedir.

c. Toryumun kendisi doğrudan kullanılabilecek bir nükleer yakıt değildir, yakıt olarak kullanılabilmesi için 235U veya 239Pu gibi fisyon yapabilen maddelere ihtiyaç duyulmaktadır. Günümüzde, toryumun, 235U veya 239Pu ile birlikte kullanıldığında, % 20–30 civarında uranyum tasarrufu sağlayacağı düşünülmektedir.

d. Dünya toryum rezervi toplam 2,5 milyon ton civarındadır ve ortalama tenörü (% ThO2 miktarı) % 6–7 civarındadır. Ülkemizde ise sadece Eskişehir-Sivrihisar yöresinde yaklaşık 380 000 ton görünür ThO2 ve önemli miktarda nadir toprak elementi cevher rezervi belirlenmiştir. Bu rezerv miktarı ile Türkiye % 15’lik payla dünyada en üst sıralarda bulunmaktadır. Ancak ülkemiz toryum cevherlerinde toryum tenörü, seçme numunelerde % 3′e kadar çıksa da yatağın ortalaması % 0,2′dir. Bu rezervde tespit edilmiş olan ortalama tenörün düşüklüğü ve rezervin karmaşık yapıda olması, toryumun tek başına ekonomik olarak çıkarılabilir olmaktan uzak olduğunu yani rezervin ekonomik olmadığını göstermektedir.

e. Halen dünyada toryumla çalışan ticari ölçekli bir nükleer santral bulunmamaktadır. Bunun sonucu olarak da toryumun enerji hammaddesi olarak tüketimi yok denecek düzeydedir. Toryum tabanlı nükleer enerji üretimi için, günümüz şartlarında ekonomik olmayan, yüksek yatırım ve işletme maliyeti gerektiren tesislerinin kurulmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Bu nedenle ülkemizde bulunan toryumun mamul veya maden olarak satışı bugün için söz konusu değildir. Ancak bilinen dünya petrol rezervlerinin en çok 50 yıl sonra biteceği, toryum savaşlarının başlayabileceği ve Türkiye’nin çok önemli bir ülke konumuna geleceği dikkate alınarak, ülkemizde mevcut toryum cevherinin nadir toprak elementlerinden ayrılarak toryumun kazanılmasına ve toryum tabanlı yakıt çevrimi konusundaki araştırma ve geliştirme çalışmalarına devam edilmelidir.

f. Toryumun, gelecekte, nükleer silahların sökülmesinden veya elinde kullanılmış yakıtın ayrıştırılmasından elde edilen plütonyum stoku bulunan ülkelerde, bu stokların tüketilmesi amacıyla ticari olarak nükleer santrallerde kullanılması beklenmektedir.

g. Gelecekte daha ekonomik, güvenilir ve güvenlik yönünden daha geliştirilmiş nükleer teknolojiler dünyada yaygın olarak kullanılacaktır. Ülkemiz yenilikçi nükleer teknolojileri yakından izleme ve bu gelişmelerden uzak kalmama kararındadır. Bu cümleden olarak, Uluslararası Atom Enerji Ajansı (UAEA), nükleer enerjinin 21.yüzyıl enerji kaynakları içerisinde yerini alabilmesi için yapılması gerekenleri saptamak ve hem nükleer teknoloji üreticisi hem de nükleer teknoloji kullanıcısı UAEA üyesi ülkeleri bir araya getirerek, nükleer reaktörler ve yakıt çevrimlerinde yapılması gereken yenilikleri belirlemek amacıyla, “Uluslararası Yenilikçi Nükleer Reaktörler ve Yakıt Çevrimi” adında bir proje başlatmıştır. Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK), 2000 yılında bu projeye katılma kararı almıştır ve 2001 yılından bu yana da söz konusu projenin aktif bir üyesi olarak çalışmalarda bulunmaktadır.

KAYNAK: http://tr.wikipedia.org/wiki/Toryum

URANYUM


Uranyum, 1789 yılında Martin Heinrich Klaaproth tarafından keşfedildi. 1841 yılında Eugene-Melchior Peligot tarafından izole edilmiştir. Radyoaktif olduğu ise 1896 yılında Mendeleyev uranyumun ağırlığının %50 daha fazla olduğunu bulmuştur.

Uranyum cama katıldığı zaman ilginç sarı-yeşil bir renk verir. Zayıf radyoaktif elementtir. Yüksek yoğunluğa sahiptir. Çelikten daha yumuşaktır. Kurşundan %65 daha yoğundur. 3 tane allotropu vardır.
Alfa (ortorombik) 667.7 °C niun üzerinde kararlıdır.
Beta (tetragonal) 667.7 - 774.8 °C arasında kararlıdır.
Gama (kübik) 774.8 °C dan erime noktası arasında kararlı (bu sıcaklıkta dövülebilir ve yumuşak formda)

Uranyum mineralleri, uraninit, autinit, tobernit, koffinittir. Minerallerde bulunan uranyum kimyasal reaksiyonlar sonucunda uranyum okside veya diğer formlarına dönüştürülür. Metal olarak uranyum, KUF5 ve UF4 bileşiklerinin elektrolizi ile elde edilir.

Çok saf uranyum ise halojenlerinin termal yanması ile elde edilir.

Kaynak : http://tr.wikipedia.org/wiki/Uranyum